|
İsme Göre
Sıralama
|
Açıklama
|
|
Abartma |
Bir durumu olduğundan çok ya da az göstermektir. |
|
Abdal |
Hem şiir hem de düzyazıda derviş anlamına gelen bu sözcük, halk ozanlarının adının başına ya da sonuna gelerek onların mahlası olarak da kullanılmıştır. (Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal gibi)
|
|
Absolutizm |
Mutlakçılık. Herhangi bir eserde ya da ilkede bir ebedinin varlığına ve değişmezliğine inanmak, eseri ya da ilkeyi bu değişmeze göre incelemek. |
|
Acem Güzellemesi |
Doğu Anadolu âşıklık geleneğinde, âşıkların Azerî ağzını taklit ederek özel bir ezgiyle söyledikleri türkü |
|
Acem Koşması |
Aşıkların, özellikle Anadolunun kimi yörelerinde Azerbeycana özgü bir ezgiyle okudukları koşma türü. |
|
Acem Şikestesi |
Acem Şikestesi, Âşıkların özel bir ezgiyle şiirlerini söylemeleri, bir türkü makâmıdır. |
|
Acı Çekme Oyunu |
Ortaçağda ortaya çıkmış, insanın yaradılışından son yargıya kadar tüm dinsel öyküleri konu edinen dinsel yönlendirmeli oyun |
|
Açık Biçim |
Başlıca iki oyun biçiminden biri, kapalı oyun biçiminin karşıtı; göstermeci tiyatro |
|
Açık Hece |
Türkçe sözcüklerde sesli harf ile belirtilen kısa heceler. Örneğin a-na-do-lu, a-şı-la-ma gibi. Arapça ve Farsçada ise sözcüklerde sesli harflerle yazılmayıp hareke ile gösterilen kısa hecelere verilen isim. Örneğin ka-de-me, ha-se-ne gibi. Aruz vezninde bütün açık heceler kısa hece olarak kabul edilir. |
|
Açık Mektup |
Bir kişiye seslenen ancak başkalarının da okuması için gazete veya dergilerde yayımlanmak amacıyla yazılan mektup... |
|
Açık Oturum |
Geniş halk kitlelerini ilgilendiren konuların, yine bu kitlelere o sahanın uzmanı kişilerce bir toplantı salonunda anlatıldığı etkinliklerdir. Geniş bir salon seçip seyirci toplanır, önceden belirlenen konu bu seyircilere sahanın uzmanı, tanınmış kişilerce anlatılır. |
|
Açıkdoğa Tiyatrosu |
Bir açıkhava tiyatrosu biçimi. Açıkdoğa tiyatrosu, ormanlık kayalık, dağlık vb. gibi doğal alanlar ile tarihsel yıkıntı, saray bahçesi, spor alanı vb. gibi açık alanlardır. Açıkdoğa Tiyatrosu uygulamaları, 18. yüzyılda yer almaya başlamıştır |
|
Açıkhava Tiyatrosu |
Açık havada oyunların oynandığı tiyatro yerleri |
|
Açıklama |
Edebi bir eseri geniş okuyucu kitleleri için anlaşılabilir hale getirmek için yapılan yazılı çalışmalar. Sanatçılar eserlerinde anlamı herkes tarafından bilinmeyen sözcükler, deyimler, durumlar ve düşüncelerle, sanatlar kullanır. Bunların her biri bir olay, bir durum ya da düşünceyi ifade eder. Okuyucu bunları çözmeden eserin bütününü anlayamaz. Açıklamanın amacı bu anlamayı sağlamaktır. |
|
Açıklama |
Bir yazının anlaşılmasını kolaylaştırmak için orada geçen kelimeleri, deyimleri aydınlatmak. Şerhetmek |
|
Acıklı Komedya |
Fransada klasik tragedyanın işlevini yitirmesinden sonra ve Aydınlanma Dönemi tiyatrosundan önce, burjuva tragedyası ile burjuva oyuna geçiş olarak, gülünç öğesinin de katışımıyla ortaya çıkmış oyun türü |
|
Açıklık |
Bir metinde belirtilmek istenen duygu ve düşüncelerin kolay, anlaşılır, herhangi bir ek yoruma açıklamaya gerek kalmadan kavranılabilir olmasıdır. |
|
Açımlamak |
Bir yazının anlaşılmasını kolaylaştırmak için orada geçen kelimeleri, deyimleri aydınlatmak, açıklamak |
|
Ad |
Varlıkların ve kavramların dilde var olan karşılığına, sözcük türü yönünden ad denir. |
|
Ad Aktarması |
Bir sözü benzetme amacı gütmeden bir başka söz yerine kullanmaktır.
Sözcüklerin yeni anlamlar yüklenmesinde bir etken de ad aktarmasıdır.
|
|
Ad Cümlesi |
Yüklemi ek eylemle çekimlenmiş bir ad ya da ad soylu sözcüğün bulunduğu cümlelerdir. |
|
Ad Tamlamaları |
En az iki adın, aralarında anlam bağlantısı kurarak oluşturduğu, bir nesnenin parçası olduğunu ya da bir nesnenin başka bir nesneyle tamamlandığını gösteren ad takımıdır. Ad tamlamalarında kullanılan tamamlayıcı öğeye tamlayan, birinci nesnenin parçası durumunda olan ikinci öğeye ise tamlanan denir. |
|
Adaptasyon |
Farklı türde bir eserin (roman, öykü, anı gibi), sahne veya sinemaya uyarlanması ya da farklı türde bir eserden (roman, destan, öykü gibi) farklı bir edebi eser (örneğin oyun) meydana getirilmesidir. |
|
Adaptasyon |
Adapte etme. uyarlama |
|
Adapte |
Herhangi bir dilde yazılmış bir eseri, başka bir dile yer ve kişi adlarını değiştirerek, olayları örf ve adet, duyuş ve düşünüş bakımından aktarıldığı dili konuşanların hayatına uygulamak yöntemli serbest çeviri tarzıdır. Türk edebiyatında daha çok tiyatro eserlerinde kullanılır. Örneğin Tanzimat edebiyatı yazarlarından Ahmet Vefik Paşanın Moliereden yaptığı adapteler gibi. |
|
Aed |
Eski Yunanlılarda şiirlerini lirle söyleyen saz şairlerine verilen ad. |
|
Afrozim |
Çeşitli konularda mutlak bilinmesi gereken ana özellikleri kısa, açık ve anlaşılır bir biçimde anlatma sanatı. Yazarların derin anlam yüklü vecizelerine de afrozim denir. |
|
Ağırlama |
Âşık fasıl ve toplantılarında birbirleriyle yeni tanışan âşıkların sazla ve sözle birbirlerini doğaçlama övmelerine verilen ad. ayrıca orta anadolu da ağır hızda çekilen halaylardır |
|
Ağıt |
Bir ölünün ardından onu yüceltmek amacıyla söylenen halk şiiri. Divan Edebiyatında Mersiyenin karşılığıdır. |
|
Ağız |
Bir anadilin herhangi bir şivesi içinde var olan söyleyiş farkıdır. Ağızlarda dilbilgisi ve sözcükler farklı değildir ancak bazı sesler değişik söylenir. Rumeli ağzı, Karadeniz ağzı gibi. |
|
Agon |
1- Antik tiyatroda, tragedya ozanları, oyuncular ve dithyrambos koroları arasında yapılan yarışmalar; 2- Eski Komedyada, daha çok Aristophanes komedyalarında yer alan ve oyun kahramanlarının tasarılarını tartışma konusu yapan yapısal öğe; 3- Yunan tragedyasında, savsöz ve karşı savsözün, öneri ve karşı önerinin, yanıt ve karşı yanıtın atışma biçimi içinde yer aldığı söz kapışma sahnesi. |
|
Agora |
Antik Yunan kent-devletinin (polis) dini, ticari, siyasi, hukuki yönetimsel ve kültürel merkezi |
|
Ahreb Ve Ahrem |
Rubai vezinlerinin ana ölçüsüdür. Mefulü ile başlayanlara ahreb, mefulün ile başlayanlara ahrem denir. |
|
Ahsenül Kasas |
Kıssaların, hikayelerin en güzeli. Bu deyim, Kuran-ı Kerimde Yusuf Suresinde geçen Yusuf kıssasını anlatır. |
|
Ahû-yı Felek |
Ahu-yı Felek Klâsik Tük şiirimizde güneş anlamına gelmektedir.
Ahu-yı felek çarh pelenginden emindir / Şir-i alemin sayesini edeli melce ./.. SİROZLU NİYAZİ Mânâ: (Ey padişah)felek ahusu olangüneş senin sancağının arslanı gölgesinisığınak edineli felek kaplanının(tasallutundan)emindir.
|
|
Akd ü Hall |
Düğümleme ve çözülme. Divan edebiyatında nesir bir eseri nazma çevirmeye akd, nazım bir eseri nesire çevirmeye hall denir. |
|
Akıcılık |
Sözcük ve cümlelerin dile takılmadan kolayca okunabilmesi için anlatılmak istenen düşüncenin rahatlıkla anlaşılır şekilde ifade edilmesi. Akıcılık, düşüncelerin bir düzenleme kapsamında sıralanması, bu düşüncenin herkes tarafından bilinen ve kolay söylenebilen sözcüklerle anlatılması, cümlelerin kısa ve yapı bakımından doğru olması ile sağlanır. Akıcılık, içerikten çok bir üslup özelliğidir. |
|
Akrostiş |
Bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru sıralandığında anlamlı bir sözcük meydana getirmesi. Divan edebiyatında akrostişe muvaşşah ya da istihrac denir. Eski Yunan ve Latin edebiyatında ise akrostiş üç dize anlamına gelir. |
|
Aks, Akis |
Bir cümlede, bir dizede iki sözcüğün ya da sözcük topluluklarının yerleri değiştirilerek yapılan söz sanatı. Cümle ya da dizede bir sözcük diğerinin önüne ya da arkasına getirilerek cümle ya da dize tekrarlanır. Tard ü aks veya aks ü tebdil de denir. Aks-i tam (tam akis) aks-i nakıs (eksik akis) olmak üzere iki türü var.
Aks-i tam, cümle ya da dizenin anlamlı iki parçası kalıp halinde yer değiştirir, ekleme ve çıkarma yapılmaz. Örneğin:
Mümkün değil Hudâyı bilmek de bilmemek de/ Mâtem görünür şâdi şâdi görünür mâtem
Aks-i nakıs, Cümle ya da dizelerde anlamlı sözcük topluluklarının yerlerinin bazı ekleme ve çıkarmalar yaparak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin:
Hayran oluyor kudretine, sununa insan/ Hayran oluyor kudretine, sununa hayran
|
|
Aksan |
Vurgu demektir. Söyleyiş farkını belirtmek için bazı seslerin üzerine konur. |
|
Aksesuar |
Tiyatro sahnesinde kullanılan eşya |
|
Aks-i Müfred |
Bir sözcükteki harflerin sondan başa doğru alınması halinde yine anlamlı bir sözcüğün meydana gelmesidir. Örneğin ayak-kaya gibi. |
|
Aksiyon |
Bir edebi eserde olguların akışıdır. Örneğin bir romandaki aksiyon, tanımlama, düşünce ve moral bölümlerinin çıkarılmasından sonra kalan olaylardır. |
|
Aktant |
Aktant, semiyotikte, hikâyedeki değişik karakterler tarafından gerçekleştirilen önemli işlevlere ve rollere işaret eden bir terimdir. Bu işlevleri veya rolleri insanlar, hayvanlar ya da basit nesneler yapabilir. Greimasın teorisine göre aktantların esas işlevleri üç grupta toplanır: Özne-Nesne, Gönderici-Alıcı, Yardımcı-Muhalif. Greimas, aktantı, bu kavramı özne veya nesne olabilen cümlesel (syntactic) işlev anlamında kullanan Fransız dilbilimci Lucien Tesniéreden almıştır. |
|
Aktör |
Erkek tiyatro sanatçısı |
|
Aktrist |
Kadın tiyatro sanatçısı |
|
Akustik |
Tiyatro, konser salonu ve benzeri kapalı yerlerin, sesleri bozmadan yansıtabilme özelliği.
|
|
Alaka |
İlgi. Bir sözcüğü gerçek anlamının dışında bir anlamda (mecazi) kullanmak için düşünülen ilgiye alaka denir. Edebi sanatların çoğunda bu durum söz konusudur. Bu ilişki ne kadar uygun olursa edebi sanat o derece yerinde ve güzel sayılır. |
|
Alan Tiyatrosu |
Açık yada kapalı, oyunun oynandığı tiyatro biçimi. Antik Roma tiyatroları, amfitiyatrolar, Alan Tiyatrosunu ilk örnekleridir |
|
Alegori |
Bir düşüncenin canlı bir varlık olarak anlatılması. Soyut bir düşünceyi heykel ya da resim ile göstermek gibi. Örneğin adalet düşüncesinin gözü bağlı ve elinde terazi bulunan bir kadınla anlatılması gibi. |